Sitem hakkinda

Bu sitede diger sitelerden sectigim yada gazetelerden buldugum ve sizlerle paylasmak istedigim yazi,siir,resim vs seyleri bulacaksiniz.Umarim begenirsiniz.

Okuduklarim


Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu
SS Süleyman Soylu

Dinlediklerim

Sabahat Akkiraz | Bergüzar
Bergüzar

Seyrettigim filmler

MISAFIR DEFTERI

Mittwoch, 26. Oktober 2005

Marketing Sol

Basın tarihimize geçmek üzere, 19 Ekim günü, birbirinden habersiz ve birbirini tamamlayan iki yazı yayımlandı. Ertuğrul Özkök yazısının başlığında “Bir ülke pazarlanabilir mi?” diye sormuş ve yine başlığında “Evet” cevabını vermişti; Hasan Cemal de “Sol ve arayış” deyip sonuna ünlem işaretini yapıştırmıştı, gözümüze girsin diye.

Hasan Cemal, DİSK yönetiminin düzenlediği “solda arayış” toplantısı hakkında şöyle yazmıştı: 'Çağın ruhu'nu yakalayamadığı için, zaman tünelinde kaldığı için Türkiye'ye damgasını vuramamıştı sol. Hepsi de 'sol'dan konuştuğunu söyleyenler, küreselleşmeden özelleştirmeye, AB'den ulus devlete kadar pek çok konuda öyle farklı yerlere savrulmuştu ki, 'sol' tarif edilemez hale gelmişti... Korkular ve öcüler! Solda işte bu ikisi hiç bitmezdi.

Hasan Cemal, küreselleşmenin ve özelleştirmenin solun “iki öcüsü” haline geldiğini anlatmak istiyordu. “Neymiş?” diye soruyor ve solculara atfen cevaplıyordu: “Küreselleşme, Türkiye'yi yutacak yeni emperyalizmmiş...” Ve tekrar soruyordu: “Peki, ne yapalım o zaman?” Acaba SERMAYE’nin küreselleşmesine güzelleme yapalım mı demek istiyordu? Oysa, Hasan Cemal de biliyordu; sosyalist sol, küreselleşmeye değil, sermayenin küreselleşmesine karşı çıkıyordu.

Hasan Cemal, tekrar “Neymiş?” diye soruyor ve yine solculara atfen cevaplıyordu: “Özelleştirme, Türkiye'yi teslim alacak sermayenin saldırısıymış...” Ve bir kez daha soruyordu: “Peki, ne yapalım o zaman?” Acaba bu kez de sermayenin özelleştirmesine güzelleme yapalım mı demek istiyordu? Oysa, Hasan Cemal de biliyordu; sol devletçiliği savunmuyordu; özgürlükçü sol, özelleştirme şampiyonluğunu tam da “1930’lar devletleştirme zihniyetiyle” yapanlara kılıç çekiyordu.

Hasan Cemal, “Peki ama sadece korku ve öcüleriyle sahneye konan bir oyunu seyredecek çok fazla seyirci bulabilir misiniz?” diye de soruyor ve hiç sanmadığını söylüyordu. Oysa, çok iyi biliyordu; devrimci ve dayanışmacı sol, bu ülkede “seyirci”leri değil “aktör”leri çoğaltma davasını güdüyor; halkın seyirci olmaktan çıkıp oyuna bizzat müdahale etmesi davası peşinde koşuyordu.

Hasan Cemal, “pozitif değil negatif enerji yayan bir sol” tespitini yaptıktan sonra, hükmünü açıklıyordu: “Bunu kitleler almaz.” Evet aynen böyle diyordu, “kitleler bunu almaz”, yani satın almaz! Peki neyi alırdı? Muhakkak ki, “pazarlama tekniğine” göre satılan her şeyi alırdı. Bu noktada Hasan Cemal’in bıraktığı yerden Ertuğrul Özkök şöyle devam ediyordu. “Bir ülke pazarlanabilir mi? Evet!” diyordu. Evet! O halde, solculuk da pazarlanabilir miydi? Yani, demek ki, evet! “Bir başbakanın Türkiye’yi pazarlaması da görevidir,” diyordu. O halde, medya holding yazarlarının siyaseti de, sağcılığı da, solculuğu da “pazarlamaları” bir görevdi.. “Marketing kelimesi günümüzde sıradan bir pazarlama ifadesi olmaktan çıktı. Marketin kelimesi, içinde bir ürünün, bir ülkenin, bir siyasetçinin, bir sanatçının, bir tesisin, bir spor kulübünün kıymetli meta haline getirilmesi anlamını da taşıyor, “ diyordu. Peki şu iflah olmaz solculuk ne menem bir belaydı da, sermayenin küreselleşmesine ve özelleştirmesine güzelleme yapan bir “meta” haline getirilemiyordu!

Ertuğrul Özkök, “Artık insanların pazarlaması da yapılıyor,” diyordu. Malum kimi yazarlar, transfer ücretleriyle medya plazalarda pazarlanabiliyordu. “Ve teknik olarak kimsenin aklına ‘Bir insanın satılması’ gelmiyor” diye devam ediyordu. “Teknik olarak” gelmiyordu; ama “etik” olarak da gelmiyor muydu? Sahi solcuların ikide bir hatırlattıkları “etik” de neydi? Alınır satılır mıydı? Pazarda bulunur muydu?

Not: Cuma günü benden söz eden Necdet Saraç'a bir çift sözüm var. İleri sürdüğü üzere, söylediklerim Alevilik ile dalga geçmek amacını taşımıyordu; tersine bunları ciddiyetle ve biraz da öfke ile söylemiştim. Kendi payıma solcuların siyasi islam ile aralarına koyduğu mesafenin ''siyasi alevilik'' bakımından da geçerli olduğuna inanıyorum. Hiç kimsenin inancı beni ilgilendirmiyor vesselam...


24.10.2005
Melih Pekdemir

Aziz Nesin
Bam teli
Can Dündar
CUMOK
Enver gökce
Enver Karagöz
Fikri Sönmez
Gülten Akin
Karamizah
Laz Kapital
Melih Pekdemir
Nazım Hikmet
Ofli hoca
Oguz Aral
Oguzhan Muftuoglu
Okuma kösesi
... weitere
Profil
Abmelden
Weblog abonnieren