Yine saçmaladım galiba
Özgürlükler içinde en mübarek şekli ve şemaili olan “saçmalamak” olsa gerektir. “Şemail” burada, “huylar, ahlaklar, tabiatlar” demek oluyor. Saçmalamak özgürlüğü ile saçma sapan konuşmayı, zırvalamayı karıştırmamak lazım... Bu ikinci türdekiler, huysuz, ahlaksız ve tabiatı bozukturlar. Mesela görüntülü yazabilsem ve size dilimi çıkarsam; ilk tepkiniz büyük ihtimalle “saçmalama be!” şeklinde olur. Oysa Einstein’ı, “e eşittir mc kare”nin ötesinde, dilini pek güzel çıkardığı için severim. Geçenlerde, yani hayatımda ilk kez dilini çıkarmamış bir Einstein fotoğrafı gördüm, çok şaşırdım; Einstein’a hiç benzemiyordu! Ağlamaklıydı. Suratın ağlamaklıysa elbet suretin ağlamaklı çıkar fotoğraflarda... Derdi neydi garibimin diye bir de üzüldüm.
Oysa ona gece yarısının sebebi hikmetini sual etmeyi pek isterdim. Geceyi tam ortadan ikiye bölmüşler de mi bu gece yarısı olmuş? Ve gecenin bir yarısı varsa diğer yarısı da var demek ki. Bir yarısı varlık iken, diğer yarısı hiçlik mi ki? Gecenin terazisi mi böyle, kafiyesi mi? Oysa yaşarken bir kafiye tutturabilmek büyük keyif. Üç Ağustos İkibinbir tarihinde Show TV akşam haber bülteninde spiker aynen şöyle diyordu: “Gazeteci yazar Bekir Hazar başkent Taşkent’ten bildiriyor!” Yalanım varsa iki gözüm önüme aksın.
Hop ninnayı ninnayı gel oynayı oynayı, yaşayıp gideriz.. Besteyi ve güfteyi şaşıranı, teraziye ve “tez”e karşı çıkanı, hemencecik aforoz ederler; yalan mı? Aykırı olunca, hemen derler ki, “saçmalıyorsun!” Saçmalayınca da muhkem ve kadim ve muktedir “tez”e itiraz ve böylece “tez”i inkaaar etmiş oluyorsun. Lakin şu dünyada her daim tez antiteze yenilmiştir, neme lazım, aklın varsa antitezden yana olmak lazım... Sentez dedikleri bir mağdur ve mağlup tez ile mağrur ve galip antitezden ibaret olduktan sonra... Antitez ya da aksi tez ise, adı üstünde, tezin aksidir; aynadaki halidir bir bakıma... Einstein’ın aksi sureti de, aynadaki hali miydi?
Örnek vereyim. Tez: Burjuvazi liberaldir, rekabetçidir, özgürlük yanlısıdır. Antitez: Devrimcilik bir sanattır. Sanat ayrıntıdaki estetiği yakalamak ve onu bir bütün haline getirebilmektir. Devrimcilik, bireydeki özgürlüğü kavramak ve onu toplumsallaştırabilmektir. Velhasıl, varsıl birey parasının tutsağı olduğundan, özgürleşmesi en zor olandır, bu yüzden çoğu varsıl özgürlük düşmanıdır. Sentez: Devrimci insan, "bevval-ı çah-ı zemzem"dir, zemzem kuyusuna işeyendir. Ama bu fiili becerebilmek için susuz kalmamak, bol sulu gıda almak mı lazım? Ya da gülünecek halimize ağlayıp, derdimize yanıp ha bire sulu gözlü olmak da bir çare midir? Unutmamalı, gülmekten dolayı da gözlerimizden yaş gelir.
Daha önce de başka bir yerde saçmalamıştım sanırım, yani daha önce yazmıştım demek istiyorum. (Yeter, demiştim yaramaz oğluma; yetermiyorum demişti Bulut bana bir buçuk yaşındayken.) Yetermiyoruuum! Merkez üssü ciğerimde yanan kıytırık şiddetindeki şahsa mahsus depremimde dökülüp saçılıyorum, saçmalıyorum.. Çünkü yetmiyorum, yetemiyorum. Yetermiyorum! Yetermiyeceğim!
Şimdi bir ben susuyorum, iç konuşmalarımın gevezeliğinde ve ihtiyari bir firar mı yoksa bir intihar mı kusuyorum göz bebeklerimde? Altmış ikiden tavşan yapıyorlar hep. Lakin... İkibinbeş eksi Bindokuzyüzelliüç eşittir Elli iki. Aritmetik kadar kesin. Ve hala keşfedemedim elli iki yıl önceki muammayı. Hiç iken var olmayı. Var iken hiç olmak ile bir derdim olmadığından ve ölmekten, her fani gibi, ölesiye korktuğumdan. Tez: Ölümden korkanlar ya intiharı ya firarı seçerler. Antitez: İntihar ve dahi firar, deli cesareti ister. Sentez: Manyak çelişki, deli divane bir kuralsızlıktır. Diyalektik bir soru: Kuralsızlık, her daim saçma bir firar ve hani intihar mıdır?
(Kahkahamı kahve değirmenine saklamıştım. Öğütmüşler. Palavralarımdan ağlayan bir palyaço yapmıştım Paçavra olmuş. Gülmemişler.)
Ey ahali duyduk duymadık demeyin! Ya da baylar bayanlar merdivenden kayanlar!
Saçmalamaya bir başladım mı bitiremiyorum.
31.10.2005
Melih Pekdemir
Oysa ona gece yarısının sebebi hikmetini sual etmeyi pek isterdim. Geceyi tam ortadan ikiye bölmüşler de mi bu gece yarısı olmuş? Ve gecenin bir yarısı varsa diğer yarısı da var demek ki. Bir yarısı varlık iken, diğer yarısı hiçlik mi ki? Gecenin terazisi mi böyle, kafiyesi mi? Oysa yaşarken bir kafiye tutturabilmek büyük keyif. Üç Ağustos İkibinbir tarihinde Show TV akşam haber bülteninde spiker aynen şöyle diyordu: “Gazeteci yazar Bekir Hazar başkent Taşkent’ten bildiriyor!” Yalanım varsa iki gözüm önüme aksın.
Hop ninnayı ninnayı gel oynayı oynayı, yaşayıp gideriz.. Besteyi ve güfteyi şaşıranı, teraziye ve “tez”e karşı çıkanı, hemencecik aforoz ederler; yalan mı? Aykırı olunca, hemen derler ki, “saçmalıyorsun!” Saçmalayınca da muhkem ve kadim ve muktedir “tez”e itiraz ve böylece “tez”i inkaaar etmiş oluyorsun. Lakin şu dünyada her daim tez antiteze yenilmiştir, neme lazım, aklın varsa antitezden yana olmak lazım... Sentez dedikleri bir mağdur ve mağlup tez ile mağrur ve galip antitezden ibaret olduktan sonra... Antitez ya da aksi tez ise, adı üstünde, tezin aksidir; aynadaki halidir bir bakıma... Einstein’ın aksi sureti de, aynadaki hali miydi?
Örnek vereyim. Tez: Burjuvazi liberaldir, rekabetçidir, özgürlük yanlısıdır. Antitez: Devrimcilik bir sanattır. Sanat ayrıntıdaki estetiği yakalamak ve onu bir bütün haline getirebilmektir. Devrimcilik, bireydeki özgürlüğü kavramak ve onu toplumsallaştırabilmektir. Velhasıl, varsıl birey parasının tutsağı olduğundan, özgürleşmesi en zor olandır, bu yüzden çoğu varsıl özgürlük düşmanıdır. Sentez: Devrimci insan, "bevval-ı çah-ı zemzem"dir, zemzem kuyusuna işeyendir. Ama bu fiili becerebilmek için susuz kalmamak, bol sulu gıda almak mı lazım? Ya da gülünecek halimize ağlayıp, derdimize yanıp ha bire sulu gözlü olmak da bir çare midir? Unutmamalı, gülmekten dolayı da gözlerimizden yaş gelir.
Daha önce de başka bir yerde saçmalamıştım sanırım, yani daha önce yazmıştım demek istiyorum. (Yeter, demiştim yaramaz oğluma; yetermiyorum demişti Bulut bana bir buçuk yaşındayken.) Yetermiyoruuum! Merkez üssü ciğerimde yanan kıytırık şiddetindeki şahsa mahsus depremimde dökülüp saçılıyorum, saçmalıyorum.. Çünkü yetmiyorum, yetemiyorum. Yetermiyorum! Yetermiyeceğim!
Şimdi bir ben susuyorum, iç konuşmalarımın gevezeliğinde ve ihtiyari bir firar mı yoksa bir intihar mı kusuyorum göz bebeklerimde? Altmış ikiden tavşan yapıyorlar hep. Lakin... İkibinbeş eksi Bindokuzyüzelliüç eşittir Elli iki. Aritmetik kadar kesin. Ve hala keşfedemedim elli iki yıl önceki muammayı. Hiç iken var olmayı. Var iken hiç olmak ile bir derdim olmadığından ve ölmekten, her fani gibi, ölesiye korktuğumdan. Tez: Ölümden korkanlar ya intiharı ya firarı seçerler. Antitez: İntihar ve dahi firar, deli cesareti ister. Sentez: Manyak çelişki, deli divane bir kuralsızlıktır. Diyalektik bir soru: Kuralsızlık, her daim saçma bir firar ve hani intihar mıdır?
(Kahkahamı kahve değirmenine saklamıştım. Öğütmüşler. Palavralarımdan ağlayan bir palyaço yapmıştım Paçavra olmuş. Gülmemişler.)
Ey ahali duyduk duymadık demeyin! Ya da baylar bayanlar merdivenden kayanlar!
Saçmalamaya bir başladım mı bitiremiyorum.
31.10.2005
Melih Pekdemir
arasorbul - 31. Okt, 17:21