Sitem hakkinda

Bu sitede diger sitelerden sectigim yada gazetelerden buldugum ve sizlerle paylasmak istedigim yazi,siir,resim vs seyleri bulacaksiniz.Umarim begenirsiniz.

Okuduklarim


Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu
SS Süleyman Soylu

Dinlediklerim

Sabahat Akkiraz | Bergüzar
Bergüzar

Seyrettigim filmler

MISAFIR DEFTERI

Dienstag, 22. November 2005

Derin devlete karşı derin demokrasi

Hani filmlerde gerilim sahneleri vardır. Filmin ilk sahnelerinde esas oğlan ölüm tehlikesi filan geçirse bile, siz yine de gerilmezsiniz, çünkü ölmeyeceğinden eminsinizdir. Esas oğlan ecnebilerde Bred Pitt’tir, bizde ne bileyim işte, Cüneyt Arkın’dır. Hiçbir film yapımcısı, baş rol oyuncusuna bir iki dakikalık bir süre için onca para vermez. (Ama sürpriiiz! Bazen hakikaten ölür ve film bu kez bir şashback [geçmişe dönüş] olarak devam eder.)

Şimdiiii. Şemdinli’deki "iyi çocuk / good boy" astsubay Mutkili Ali bir esas oğlan mıdır, yoksa bir Şgüran mıdır? Soru budur muhterem okuyucu. Buna verilecek cevaba göre senaryo doğru okunabilir. Amenna, her şeyi komplo teorisi ile açıklamayalım. Lakin ortada ayan beyan bir provokasyon olduğunda ne diyeceğiz? Provokasyonlar, komplo teorilerinin pratikleridir. Komplocular bu işin teorisini yaparlar, provokatörler de pratiğini. Ama bu iş için bir de senaryo lazımdır. Bize düşen ise, sürprizleri de akılda tutarak, ilk paragrafta bahsettiğim senaryo okuma alışkanlığına sahip olmaktır.

Komplo teorilerine burun kıvıran pek çok kimse, bunların senaryoları ayyuka çıktığında apışıp kalmı ştır. Mesela siyasi senaryolarda içinde "çocuklar" kelimesinin geçtiği repliklere aşinayızdır ve teliŞ Amerikalılara aittir. Sene 1980, mevsim sonbahardır. Eylül’ün 12’sinde, yerel saatle 20.00 sularında Beyaz Saray’a Türkiye’deki darbe haberi "your boys have done it" ("senin çocuklar nihayet becerdi!") diye iletilmiştir; işte bu cümle sahneye konan senaryonun önemli bir repliğidir. Laf senaryodan açılmışken, mesela 25 yıl sonra, devlet ricalinin katıldığı bir resepsiyonda, üst rütbeden üniformalı bürokratlardan birinin yaveri gelip kulağına şöyle fısıldamıştır: "Your boys have done it in Şemdinli!" Üst rütbeli üniformalı bürokrat da basın önünde bu kelimeyi tekrarlamı ştır: Kendisini tanırım, iyi çocuktur!

Kanaatim odur ki, bu "Şemdinli işi" sanıldığı gibi PKK ile devlet / hükümet arasında bir bilek güreşi olarak patlak vermedi. Hükümet ile devlet arasında bir çekişme, bir iktidar kavgası var. Ve hatta işin içinde ABD parmağı yok dahi denemez. Yani aynı sahnede farklı senaryolar, aynı aktörler tarafından icra ediliyor. Ve sahnedeki oyun ise taammüden bir "fars", bir yanlışlıklar komedyası olarak cereyan edebiliyor. Herkesin kafası karışıyor ya da bilerek karıştırılıyor. Nitekim Nazlı Ilıcak bu haleti ruhiyede dün şöyle yazı yordu: "Şemdinli'deki olayda gene, jandarmayla ilişkili kişiler görülüyor. Umut Kitabevi'ni bombaladığı belirtilen ekip, bu işi, sanki yakayı ele vermek için yapmış. Daha profesyonel bir tavır içinde olabilirlerdi. Burada da iki ihtimal mevcut: Ya pervasızca hareket ettiler, ya da yetkililerin üzerlerine gelmeyeceğ ini bildiklerinden, halkın bu şekilde tepkisine yol açılacağını düşündüler."

Ancak olgular hiç de karmaşık değil. Peş peşe dizilince bütün soruların cevabı kendiliğinden ortaya çıkıveriyor. AB’nin ilk uyarılarından birisi askerin siyasetteki rolü üzerineydi. Demirel şu 35. madde tartı şmasını durduk yere başlatmamıştı. Şemdinli olayları nın ardından Başbakan "Nereye giderse oraya kadar gideriz" dedi. Paşalardan biri, "ben bu adamı tanırım, iyi çocuktur" deyiverdi. "Susurluk değildir, lokal bir hadisedir" diye ısrar edildi. Ardından hükümet Hürriyet gazetesinden "rüya tabiri" andıcını yedi. Ardından Van cezaevindeki kuşkulu intihar meydana geldi. Bu arada Barzani, Kürdistan Başkanı sıfatıyla, Washington’dan başlayan yurt dışı gezilerine devam ediyordu. Üstüne bir de AB’ci hükümet, AİHM kararıyla bir gol daha yedi. Van savcısı, rektörü çete kurma suçundan mahkemeye sevk etti ve tutuklattı. Aynı savcı Şemdinli’de iki astsubayın çete kurduğuna karar veremedi.. Askeriye ise iki astsubayı n avukatı için helikopter tahsis etti.

Önümüzdeki dönemde "derin devlet" üzerinde daha çook duracağız. Ama şimdiden şunu unutmamak lazım: Derin devletin sicilinde, "kökü dışarıda olmak" bir kuraldır; yani katiyen "ulusalcı" olması mümkün değildir. Derin devlet, suyu bulanık tutabildiğ i ölçüde kendisini gizleyebilir. Bazen Susurluk’ta olduğu üzere kazara ortaya çıkar; ama bazen Şemdinli’de olduğu üzere kendisini bizzat göstermek ihtiyacı da duyabilir, senaryo gereği ve taammüden, "işte ben varım ve asıl güç bende" demek kaygısıyla, telaşıyla.

Çare? Derin devlete karşı, derin demokrasi! Yani sermayenin sığ demokrasisi değil bizim derin demokrasimiz. Siz siz olun, yine solculara kulak verin. Bakın işte, ÖDP "bu pisliği biz süpürürüz" diyor. AB demokrasisinin sığ sularından değil, derin demokrasinin dipten gelen dalgasından söz ediyor çünkü, yani halkın gücünden.

21.11.2005
Melih Pekdemir

Aziz Nesin
Bam teli
Can Dündar
CUMOK
Enver gökce
Enver Karagöz
Fikri Sönmez
Gülten Akin
Karamizah
Laz Kapital
Melih Pekdemir
Nazım Hikmet
Ofli hoca
Oguz Aral
Oguzhan Muftuoglu
Okuma kösesi
... weitere
Profil
Abmelden
Weblog abonnieren