Biz bize mecburuz!
Sonunda çeteleri de kanıksadık. Sıradanlaştılar. Giderek, çetelerin
icraatlarını da mı kanıksayacağız? Elbette böyle bir şey asla
olmamalı.. Son gelişmeler, birbirine karşıt gibi görünen Büyük
Ortadoğu Projesine, Ergenekon tüzüğüne, Şeriatçılık özlemine, PKK
stratejisine aynı anda denk düşmüş oluyorsa, bu durumda bize düşen,
tek tek olayları kimin yaptığının dedektifliğine soyunmak değil,
bütün bunlardan tümüyle farklı başka bir dava ve çözüm peşinde
koşmak. Çünkü bütün bunların karşısında ya birlikte yaşamı
savunacağız ya da teker teker ölüme razı olacağız. Çünkü bu noktada
ölüme karşı direnmek, sadece bir arada yaşamı savunmak ile mümkün.
Birlikte yaşamak, ama, başkasının kafasına inmek üzere sıkılı bir
yumruk olarak değil...
Birlikte yaşamak, yan yana kol kola bir arada yaşayabilmektir.
Birbirimize sırtımızı dönmeden, birbirimizin gözlerinin içine
bakarak.. Ve bu şekilde ölüme karşı birlikte mücadele etmek... Bu
mücadelenin anlamı, şu memlekette farklı olana, farklılığını ifade
edene dair yıkılan hoşgörüyü diriltmektir.Jürkiye'yi içine
çektikleri etnik milliyetçilik ve linç kültürü sarmalındaki
şiddetten kurtarmaktır. Demokrasiyi, hakikaten, sorunlar çözülünce
varılacak bir yer değil, sorunları çözmek için başvurulacak bir
yaşam tarzı olarak içselleştirmektir. Bugün çözümsüzlüğü aşacak
barışçıl, demokratik çözümün olanaklarının yaratılması ihtiyacını
aklı başına hiç kimse görmezden gelemez. Bu ihtiyaç ise ancak
yaşadığımız - çalıştığımız her yerde bize dayatılan çözümsüzlükten
beslenen ve kışkırtılan gerilimler karşısında; tahammülü, anlamayı,
konuşabilmeyi, tartışabilmeyi hakim kılacak müdahalelerle
karşılanabilir. ABD'yi, Ergenekon tüzüğünü, Devletin Terörle
Mücadele Yasası cenderesini,
Şeriatçılığı, PKK'yi devreden çıkarmak, sadece bizim ellerimizdedir.
Hatırlarsınız, Şemdinli'den Ankara'daki Danıştay saldırısına
çekilen çizgide, hep bir şehrin, Mersin'in de adı
geçerdi. "Mersin'de Türk bayrağının yakılma girişimi ve sonrasında
geliştirilen linç psikolojisi..." benzeri bir ifade bugüne dek pek
çok kimse tarafından kullanıldı. Bu cümle Dersim Gül adındaki bir
genç tarafından da sık sık söylenmişti.
Dersim, 20'li yaşlarda genç bir arkadaşım; asi, devrimci ve
yaşlarından kocaman akıllarıyla beni gençleştiren vazgeçemediğim
arkadaşlarımdan... Geçtiğimiz haftalarda Mersin'i karıştırmak
isteyen karanlık güçlere dair, Birgün gazetesi için bir yazı dizisi
hazırlamıştı. Kendisini en son ÖDP'nin "Bir arada Yaşamı Savunalım"
kampanyası için düzenlenen bir toplantıda Cuma günü görmüştüm."Karşı
Düşler" adıyla hazırladıkları bir gençlik dergisinin son sayısını
matbaadan henüz almıştı. Cumartesi günü ise, Mersin'in en işlek
caddelerinden birinde, kafasında yine aykırı düşler, yani teker
teker öldürmeyi marifet sayanlara inat bir arada yaşamı savunmak
için sevimli hınzırlıklar üreterek yürürken... Gümmm! Bir bomba
patladı. Yaralanan 13 yurttaş arasında, bizim Dersim de vardı.
Dersim, işte o anda, Birgün gazetesi için kendi elleriyle
hazırladığı yazı dizisine ve bildirilerini dağıttığı "Bir arada
Yaşamı Savunalım" kampanyasına bir kez daha dahil oldu; bu kez
gencecik bedenine
saplanan şarapnel parçalarıyla, hayata yine gülerek bakıyor.
Eğer bu işi Kürt örgütleri yapmışsa, sevinç çığlıkları
atabilirler; çünkü Dersim'i bombaladılar! Eğer bunu devlet endeksli
gizli çetelerden biri yaptıysa, kına yakabilirler, çünkü Dersim'i
bombalamaya devam etmiş oldular. Ama biz kendi kınamızı avucumuza
süreceğiz; bu bombayı dahi bir arada yaşamak adına Kürt, Türk, Laik,
Alevi, Sünni kimliklerimizle ve emekten yana düşlerimizle
yazacağımız toplumsal bir sözleşmenin nişanesi kılacağız.
Cenazelere son vermeye yeminliysek eğer, kardeşliğin ve barışın
düğününü mutlaka yapacağız!
Melih Pekdemir
5 Haziran 2006 - BIRGUN
icraatlarını da mı kanıksayacağız? Elbette böyle bir şey asla
olmamalı.. Son gelişmeler, birbirine karşıt gibi görünen Büyük
Ortadoğu Projesine, Ergenekon tüzüğüne, Şeriatçılık özlemine, PKK
stratejisine aynı anda denk düşmüş oluyorsa, bu durumda bize düşen,
tek tek olayları kimin yaptığının dedektifliğine soyunmak değil,
bütün bunlardan tümüyle farklı başka bir dava ve çözüm peşinde
koşmak. Çünkü bütün bunların karşısında ya birlikte yaşamı
savunacağız ya da teker teker ölüme razı olacağız. Çünkü bu noktada
ölüme karşı direnmek, sadece bir arada yaşamı savunmak ile mümkün.
Birlikte yaşamak, ama, başkasının kafasına inmek üzere sıkılı bir
yumruk olarak değil...
Birlikte yaşamak, yan yana kol kola bir arada yaşayabilmektir.
Birbirimize sırtımızı dönmeden, birbirimizin gözlerinin içine
bakarak.. Ve bu şekilde ölüme karşı birlikte mücadele etmek... Bu
mücadelenin anlamı, şu memlekette farklı olana, farklılığını ifade
edene dair yıkılan hoşgörüyü diriltmektir.Jürkiye'yi içine
çektikleri etnik milliyetçilik ve linç kültürü sarmalındaki
şiddetten kurtarmaktır. Demokrasiyi, hakikaten, sorunlar çözülünce
varılacak bir yer değil, sorunları çözmek için başvurulacak bir
yaşam tarzı olarak içselleştirmektir. Bugün çözümsüzlüğü aşacak
barışçıl, demokratik çözümün olanaklarının yaratılması ihtiyacını
aklı başına hiç kimse görmezden gelemez. Bu ihtiyaç ise ancak
yaşadığımız - çalıştığımız her yerde bize dayatılan çözümsüzlükten
beslenen ve kışkırtılan gerilimler karşısında; tahammülü, anlamayı,
konuşabilmeyi, tartışabilmeyi hakim kılacak müdahalelerle
karşılanabilir. ABD'yi, Ergenekon tüzüğünü, Devletin Terörle
Mücadele Yasası cenderesini,
Şeriatçılığı, PKK'yi devreden çıkarmak, sadece bizim ellerimizdedir.
Hatırlarsınız, Şemdinli'den Ankara'daki Danıştay saldırısına
çekilen çizgide, hep bir şehrin, Mersin'in de adı
geçerdi. "Mersin'de Türk bayrağının yakılma girişimi ve sonrasında
geliştirilen linç psikolojisi..." benzeri bir ifade bugüne dek pek
çok kimse tarafından kullanıldı. Bu cümle Dersim Gül adındaki bir
genç tarafından da sık sık söylenmişti.
Dersim, 20'li yaşlarda genç bir arkadaşım; asi, devrimci ve
yaşlarından kocaman akıllarıyla beni gençleştiren vazgeçemediğim
arkadaşlarımdan... Geçtiğimiz haftalarda Mersin'i karıştırmak
isteyen karanlık güçlere dair, Birgün gazetesi için bir yazı dizisi
hazırlamıştı. Kendisini en son ÖDP'nin "Bir arada Yaşamı Savunalım"
kampanyası için düzenlenen bir toplantıda Cuma günü görmüştüm."Karşı
Düşler" adıyla hazırladıkları bir gençlik dergisinin son sayısını
matbaadan henüz almıştı. Cumartesi günü ise, Mersin'in en işlek
caddelerinden birinde, kafasında yine aykırı düşler, yani teker
teker öldürmeyi marifet sayanlara inat bir arada yaşamı savunmak
için sevimli hınzırlıklar üreterek yürürken... Gümmm! Bir bomba
patladı. Yaralanan 13 yurttaş arasında, bizim Dersim de vardı.
Dersim, işte o anda, Birgün gazetesi için kendi elleriyle
hazırladığı yazı dizisine ve bildirilerini dağıttığı "Bir arada
Yaşamı Savunalım" kampanyasına bir kez daha dahil oldu; bu kez
gencecik bedenine
saplanan şarapnel parçalarıyla, hayata yine gülerek bakıyor.
Eğer bu işi Kürt örgütleri yapmışsa, sevinç çığlıkları
atabilirler; çünkü Dersim'i bombaladılar! Eğer bunu devlet endeksli
gizli çetelerden biri yaptıysa, kına yakabilirler, çünkü Dersim'i
bombalamaya devam etmiş oldular. Ama biz kendi kınamızı avucumuza
süreceğiz; bu bombayı dahi bir arada yaşamak adına Kürt, Türk, Laik,
Alevi, Sünni kimliklerimizle ve emekten yana düşlerimizle
yazacağımız toplumsal bir sözleşmenin nişanesi kılacağız.
Cenazelere son vermeye yeminliysek eğer, kardeşliğin ve barışın
düğününü mutlaka yapacağız!
Melih Pekdemir
5 Haziran 2006 - BIRGUN
arasorbul - 19. Jun, 00:02