Paris Şemdinli bağlantısı
Peşinen söylemeliyim: Bu yazıyı iki arada bir derede yazmak zorundayım. Yeter ki, "Yazarımız seyahatte olduğundan yazısına yer verilmemiştir" denilmesin. Ancak seferi haldeyken kaleme alınan bu yazının çalakalemliğinden dolayı da hoşgörünüze sığınıyorum. Üstelik olaylar da o kadar hızlı gelişiyor ki, siz okuduğunuzda pek anlamsız ya da gündem dışı kaçabilir.
Çünkü tam oturmuş Paris yangınlarını yazmak üzereyken; Şemdinli’deki bir başka yangının alevleri yükselmeye başladı. Bakalım ne olacak? Paris’te başlayıp Şemdinli’de tutuşan yangın Susurluk’a dek uzanacak mı?
Paris’te patlak veren isyanın alevleri pek çok soruyu akla getiriyor. Bir yandan adeta medeniyetler çatışmasını kışkırtmak için ileri sürülen Huntington tezleri, diğer yandan Marx’ın bir zamanlar Avrupa’nın üstünde dolaştığını söylediği "Komünizm hayaleti"nin yerini göçmenlerin almakta olduğunu savunan Negri’nin tezleri... Lenin’in "kollektif örgütleyici" gazetesi "Iskra"(Kıvılcım) yerine cep telefonlarının SMS mesajlarından yayılan kıvılcımlarla tutuşan bir yoksullar isyanı…
Aslında olup bitenler hiç de sürpriz değildi. On yıl kadar önce filme dahi çekilmişti; sinemalarda "Heine" (Nefret) filminde bugün yaşananları izlemişti seyirciler. Şiire de dökülmüştü; Hakan Albayrak mealen şöyle demişti: "Her şey bir rüzgara bağlı ağabey, bakmayın esrar çekip mayıştıklarına; bir gün bu Magripli çocuklar, bir gün Paris’i yakacaklar…"
Fransız Komünist Partisi "esrar çekip mayışan" bu Magripli çocuklara "Vandallar" demekteydi; elbette sistemi de kıyasıya eleştirmekteydi. Ne tuhaftır ki Hadi Uluengin de aynen böyle diyordu. Peki biz de diyelim ki bu çocuklar birer Vandal’dı. Ya medeniyetin timsali olanlara ne demeliydi? 2005 yazında yangın sıcağından değil mevsim sıcağından on bin kadar yaşlı insan vefat etmişti Fransa’da; çünkü evlatları tatile gitmişti, hepsi kimsesizdi ve bu yüzden çoğunun cesedi koktuğu zaman öldükleri tespit edilebilmişti. Peki şunu da biliyor muydunuz? Bu Magripli çocukların önemli bir kısmı Cezayir Kurtuluş Savaşı sırasında Fransa ile işbirliği yapan Cezayirlilerin, yani Kürtçe deyişiyle "caş"ların torunları… Yani şimdi ne Cezayirliler ne Fransızlar… Ama iliklerine kadar yoksullar! Zaten kendileri de "Fransa bizden nefret ediyor biz de Fransa’dan" diyorlar.
İşte bunlar, olup biteni kavramamız bakımından henüz yeterli olmayan bilgi kırıntıları. Bundan sonra hep birlikte müthiş bir merakla işin aslını astarını algılamaya ve çözümlemeye çalışacağız.
Ancak bunlar şimdilik kuşkusuz bir devrimin habercisi filan değil; lakin yoksulluktan kaynaklanan bir isyan olduğu da aşikar.
İnsanın aklına şöyle bir şey de gelmiyor değil: Geçen yüzyılda sömürge ülkelerde ulusal kurtuluş savaşları verilirdi ve bunlara bazen "sömürgesel devrim" de denirdi; şimdi ise sömürge insanları göçmen kimlikleri ile sömürgeci ülkeleri yurt edinmek zorunda kalmış. Ne dersiniz, sömürge devrimleri bundan böyle metropollerde mi patlak verecek?
14.11.2005
Melih Pekdemir
Çünkü tam oturmuş Paris yangınlarını yazmak üzereyken; Şemdinli’deki bir başka yangının alevleri yükselmeye başladı. Bakalım ne olacak? Paris’te başlayıp Şemdinli’de tutuşan yangın Susurluk’a dek uzanacak mı?
Paris’te patlak veren isyanın alevleri pek çok soruyu akla getiriyor. Bir yandan adeta medeniyetler çatışmasını kışkırtmak için ileri sürülen Huntington tezleri, diğer yandan Marx’ın bir zamanlar Avrupa’nın üstünde dolaştığını söylediği "Komünizm hayaleti"nin yerini göçmenlerin almakta olduğunu savunan Negri’nin tezleri... Lenin’in "kollektif örgütleyici" gazetesi "Iskra"(Kıvılcım) yerine cep telefonlarının SMS mesajlarından yayılan kıvılcımlarla tutuşan bir yoksullar isyanı…
Aslında olup bitenler hiç de sürpriz değildi. On yıl kadar önce filme dahi çekilmişti; sinemalarda "Heine" (Nefret) filminde bugün yaşananları izlemişti seyirciler. Şiire de dökülmüştü; Hakan Albayrak mealen şöyle demişti: "Her şey bir rüzgara bağlı ağabey, bakmayın esrar çekip mayıştıklarına; bir gün bu Magripli çocuklar, bir gün Paris’i yakacaklar…"
Fransız Komünist Partisi "esrar çekip mayışan" bu Magripli çocuklara "Vandallar" demekteydi; elbette sistemi de kıyasıya eleştirmekteydi. Ne tuhaftır ki Hadi Uluengin de aynen böyle diyordu. Peki biz de diyelim ki bu çocuklar birer Vandal’dı. Ya medeniyetin timsali olanlara ne demeliydi? 2005 yazında yangın sıcağından değil mevsim sıcağından on bin kadar yaşlı insan vefat etmişti Fransa’da; çünkü evlatları tatile gitmişti, hepsi kimsesizdi ve bu yüzden çoğunun cesedi koktuğu zaman öldükleri tespit edilebilmişti. Peki şunu da biliyor muydunuz? Bu Magripli çocukların önemli bir kısmı Cezayir Kurtuluş Savaşı sırasında Fransa ile işbirliği yapan Cezayirlilerin, yani Kürtçe deyişiyle "caş"ların torunları… Yani şimdi ne Cezayirliler ne Fransızlar… Ama iliklerine kadar yoksullar! Zaten kendileri de "Fransa bizden nefret ediyor biz de Fransa’dan" diyorlar.
İşte bunlar, olup biteni kavramamız bakımından henüz yeterli olmayan bilgi kırıntıları. Bundan sonra hep birlikte müthiş bir merakla işin aslını astarını algılamaya ve çözümlemeye çalışacağız.
Ancak bunlar şimdilik kuşkusuz bir devrimin habercisi filan değil; lakin yoksulluktan kaynaklanan bir isyan olduğu da aşikar.
İnsanın aklına şöyle bir şey de gelmiyor değil: Geçen yüzyılda sömürge ülkelerde ulusal kurtuluş savaşları verilirdi ve bunlara bazen "sömürgesel devrim" de denirdi; şimdi ise sömürge insanları göçmen kimlikleri ile sömürgeci ülkeleri yurt edinmek zorunda kalmış. Ne dersiniz, sömürge devrimleri bundan böyle metropollerde mi patlak verecek?
14.11.2005
Melih Pekdemir
arasorbul - 14. Nov, 22:27
Trackback URL:
https://akpinar.twoday.net/stories/1152979/modTrackback