Masadaki kadının yalnızlığı
Amerikan filmlerinde evlenme törenlerinde papaz söyler evlenenler tekrarlar.
"iyi günde, kötü günde..."
Ne de olsa Amerikan filmi deyip geçmeyin, her ne kadar boşanma müessesini hiç dikkate almadan söylenmiş o yeminler olsa olsa bir temenniyi anlatıyor olsa gerek.
Masadaki o yalnız kadın acaba ne hissetti?
Sessiz, önüne bakarak yemeğini yerken, sanki o lokantada tek bayınaymış gibi davranmaya çalışırken, nasıl bir halet-i ruhiyesi vardı? Utanılacak bir "şeymiş", fazlalık ya da tahammül edilmesi gereken ama daha fazlasını hak etmeyen bir varlık gibi davranıldığını düşündü mü?
Muhafazakâr bir iktidar tarafından yönetiliyoruz. Bakanlar kurulunun 66 çocuğu varmış. Bakan başına üç çocuk düşüyormuş. Çağdaş ülkelerde nüfus planlaması gibi bir politikayı bu hükümetin uygulaması mümkün mü? Muhafazakâr bir hükümet tarafından tarafı ndan yönetildiğimizi giderek daha çok hissettiğ imiz bir dönemden geçiyoruz.
Çarpıcı bir biçimde bu konuları gündeme getiren ama bunu muhalefet diliyle taçlandırmayan Hürriyet Gazetesi’nin haberlerinden öğreniyoruz ki memleketindört bir yanında içki içilmesini zimmen yasaklayan belediye kararları alınıyor.
Öğreniyoruz ki içki içmeyi, fuhuş yapma gibi algılayan belediyeler içki ruhsatlarını "kırmı zı fener" sokaklarına layık görüyor. Öğreniyoruz ki imamlar spordan basına, eğitimden planlamaya devlet makamlarında kritik mevkilere atanıyor.
Öğreniyoruz ki Refah Partisi iktidarının mezarı nın kazılmasında bir küreklik de olsa yeri olan "cami yaptırma" sendromu bütün kararlı lığı ile bu iktidara da bulaşmış.
Öğreniyoruz ki "ulema"nın kararı, o çok meftunu olunan Avrupa’nın mahkemelerinden daha geçerliymiş.
Konuyu dağıtmayalım. Bize ayrılan satırları tasarruşu kullanalım. Zaten editör satırları birleştiriyor, işini kolaylaştırmayalım!
Hürriyet Gazetesi manşet yapmış. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın onuruna Kavacık ilçesinde bir yemek verilmiş. Yemeğe Vali ve milletvekilleri dahil protokol katılmış. Yemek başlamış. Çorbalar höpürdetilirken kapı açılmı ş, lokantaya bakanın eşi girmiş. Masadakiler ayağa kalkmış mı? Gazete yazmıyor. Ama bakanın eşine davetli masasından 2 metre uzağa başka bir masa hazırlanmış ve lokantanı n "lanetlisi" orada tek başına, hiç kimseyle konuşmadan yemeğe mahkûm edilmiş.
Kim tarafından?
Kadını elinin kiri, saçı uzun aklı kısa, eksik etek olarak gören anlayış tarafından.
O protokol/onur masasına yakışmazdı.
Sessizce yemeğini yedi. Kimseyle konuşmadı.
Herkesten sonra gelmişti, önce kalktı.
Böylece diğer masadakilerin abdesti (mi?) bozulmadı.
Erkek erkeğe muhabbet ettiler.
Ne de olsa masada kadın yoktu.
Sonra da hep birlikte geğirdiler desem olmaz. Orada yoktum.
Tıpkı bakanın eşinin olmadığı gibi.
30.11.2005
Rıdvan Akar
"iyi günde, kötü günde..."
Ne de olsa Amerikan filmi deyip geçmeyin, her ne kadar boşanma müessesini hiç dikkate almadan söylenmiş o yeminler olsa olsa bir temenniyi anlatıyor olsa gerek.
Masadaki o yalnız kadın acaba ne hissetti?
Sessiz, önüne bakarak yemeğini yerken, sanki o lokantada tek bayınaymış gibi davranmaya çalışırken, nasıl bir halet-i ruhiyesi vardı? Utanılacak bir "şeymiş", fazlalık ya da tahammül edilmesi gereken ama daha fazlasını hak etmeyen bir varlık gibi davranıldığını düşündü mü?
Muhafazakâr bir iktidar tarafından yönetiliyoruz. Bakanlar kurulunun 66 çocuğu varmış. Bakan başına üç çocuk düşüyormuş. Çağdaş ülkelerde nüfus planlaması gibi bir politikayı bu hükümetin uygulaması mümkün mü? Muhafazakâr bir hükümet tarafından tarafı ndan yönetildiğimizi giderek daha çok hissettiğ imiz bir dönemden geçiyoruz.
Çarpıcı bir biçimde bu konuları gündeme getiren ama bunu muhalefet diliyle taçlandırmayan Hürriyet Gazetesi’nin haberlerinden öğreniyoruz ki memleketindört bir yanında içki içilmesini zimmen yasaklayan belediye kararları alınıyor.
Öğreniyoruz ki içki içmeyi, fuhuş yapma gibi algılayan belediyeler içki ruhsatlarını "kırmı zı fener" sokaklarına layık görüyor. Öğreniyoruz ki imamlar spordan basına, eğitimden planlamaya devlet makamlarında kritik mevkilere atanıyor.
Öğreniyoruz ki Refah Partisi iktidarının mezarı nın kazılmasında bir küreklik de olsa yeri olan "cami yaptırma" sendromu bütün kararlı lığı ile bu iktidara da bulaşmış.
Öğreniyoruz ki "ulema"nın kararı, o çok meftunu olunan Avrupa’nın mahkemelerinden daha geçerliymiş.
Konuyu dağıtmayalım. Bize ayrılan satırları tasarruşu kullanalım. Zaten editör satırları birleştiriyor, işini kolaylaştırmayalım!
Hürriyet Gazetesi manşet yapmış. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın onuruna Kavacık ilçesinde bir yemek verilmiş. Yemeğe Vali ve milletvekilleri dahil protokol katılmış. Yemek başlamış. Çorbalar höpürdetilirken kapı açılmı ş, lokantaya bakanın eşi girmiş. Masadakiler ayağa kalkmış mı? Gazete yazmıyor. Ama bakanın eşine davetli masasından 2 metre uzağa başka bir masa hazırlanmış ve lokantanı n "lanetlisi" orada tek başına, hiç kimseyle konuşmadan yemeğe mahkûm edilmiş.
Kim tarafından?
Kadını elinin kiri, saçı uzun aklı kısa, eksik etek olarak gören anlayış tarafından.
O protokol/onur masasına yakışmazdı.
Sessizce yemeğini yedi. Kimseyle konuşmadı.
Herkesten sonra gelmişti, önce kalktı.
Böylece diğer masadakilerin abdesti (mi?) bozulmadı.
Erkek erkeğe muhabbet ettiler.
Ne de olsa masada kadın yoktu.
Sonra da hep birlikte geğirdiler desem olmaz. Orada yoktum.
Tıpkı bakanın eşinin olmadığı gibi.
30.11.2005
Rıdvan Akar
arasorbul - 30. Nov, 11:58
Trackback URL:
https://akpinar.twoday.net/stories/1210340/modTrackback