Sitem hakkinda

Bu sitede diger sitelerden sectigim yada gazetelerden buldugum ve sizlerle paylasmak istedigim yazi,siir,resim vs seyleri bulacaksiniz.Umarim begenirsiniz.

Okuduklarim


Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu
SS Süleyman Soylu

Dinlediklerim

Sabahat Akkiraz | Bergüzar
Bergüzar

Seyrettigim filmler

MISAFIR DEFTERI

Freitag, 9. Dezember 2005

Programımıza solun programını alalım...

Bu günlerde bizim camianın gündeminde program var, solun programı. Üyesi olduğum aşkın ve devrimin partisi ÖDP önümüzdeki aylarda bir program kongresi toplayacak. Bir siyasi parti programı, eski tüfeklerimizden Dr. Hikmet Kıvılcımlı ustamızın tarifini tekrarlarsak, "agyarını mani efradını cami olmak" özelliğini taşımalı.

ÖDP programı da bu çerçevede, ama kuşkusuz yirmi birinci yüz yılda "özgürlükçü sosyalizm" anlayışını yeniden üretmek iddiasını da sergileyecek, öyle umuyorum.

ÖDP’nin halihazırda dokuz yıl önce kaleme alınan bir programı var. Ama bana göre yeni program güncelleştirme ihtiyacının da ötesinde bir muhteva taşımalı. Özellikle, özgürlükçü sosyalizm denilince muradımız nedir? İşte program bunu ikna edici biçimde, "sosyalizmi yeniden inanılır bir dava kılma"nın vesilesi haline getiren bir çabanın ürünü olabilecek mi? Mesela, sorun belki tam da program ve "özgürlükçü sosyalizm" kavramları birlikte telaffuz edildiğinde ortaya çıkıyor. Zira bunun karşısına hemen "kitlesel bir sol partiden vazgeçilecek mi" şeklinde gayet meşru bir soru dikiliyor. Çünkü kendisine "özgürlükçü sosyalist" demeyi tercih etmeyen solcuların da böyle bir partide yer alması lazım. Ancak özgürlükçü sosyalizm, tanım gereği, kendisinden olmayanı yasaklamayan bir zihniyetin ürünü olacağından, "biz" ve "öteki" çatışmasına meydan verilmeyeceğini şimdiden söyleyebiliriz.

Günümüzde solun programı söz konusu olduğunda, bunu diğer siyasi partilerle aynı kulvarda ve onların bir seçeneği şeklinde tasavvur etmek, ya da eski tür sol partilerin programlarını günümüz koşullarına uyarlamak denli yanlış bir tercih düşünülemez. Orta yere bir vaatler katalogu konulduğunda, "biz iktidara gelirsek sorunlarınızı çözeriz" anlayışına takılıp kaldığında, reel politikanı n çıkmaz sokağına girilmiş demektir. Çünkü, kanımca, özgürlükçü sosyalizmde çözümlere dair vaatler bulunmayacaktır; bunun yerine "kendi sorularımızı sorup kendi cevaplarımızı birlikte bulacağız", "çözümü birlikte kotaracağız" şeklinde verilmiş bir SÖZ yer alacaktır. İddiamız “11. Tezimizde”, yani Marx’ın mealen söylediği üzere, "artık dünyayı yorumlamak yetmiyor, bunu değiştirmek lazım" şeklindeki "tek yol devrim" anlayışında yatmıyor mu? Cennet vaat etmemeliyiz, lakin cümlemize cinnet getirten şu cehennem gezegenindeki en makul itirazlardan birisi olduğumuzu da yeterince dile getirebilmeliyiz. Bu anlamdaki özgürlükçülük ise (felsefi bakımdan “anarşizm”in çıkmazlarına girmeden) “yasak koymayı yasaklamak” kuralında ifade edilirse, böylesi sanırım iyi bir başlangıç olabilir. Yasaklamak yerine, bu kavrama konu olan fiilleri ve zihniyetleri geçersizleştireceğimiz ve gereksizleştireceğ imiz bir başka dünya tasavvurunu ete kemiğe büründürmek şartıyla, elbette.

Özgürlüğümüzü yeniden üretebileceğimiz gezegen, mekanik zihniyet üzerinde yükselen sanayi devrimi ve onun evladı olan kapitalizm karşısındaki itirazların da yeniden üretilmesinin zorunlu hale geldiği farklı bir iklime büründü. Özgürlükçü sosyalizm programına, dolayısıyla, mekanik kapitalizm yerine geçen dijital kapitalizm karşısında, bilişim devriminin nimetlerinden yararlanabilen yeni bir devrimci zihniyetin (paradigmanı n) damgasını vurması kaçınılmaz.

Kuşkusuz bu bağlamdaki derdimizi ifade edebilmek için, yeni bir "dil" lazımdır; yani yeni kavramlar icat etmek anlamında değil, kimi yerde yeni gramer kurallarıyla, kimi yerde vurguları daha belirgin hale getirecek yeni bir aksanla, derdimizi eğip bükmeden anlatabileceğimiz, yeni bir "söylem"... Mesela, sosyalizmin tarihsel bir dönemini yıllar önce geride bırakmış olmamıza rağmen, yeni bir tarihsel dönemi hakikaten başlatabilmek için "devletçi sosyalizm" töhmetinden kurtulabilmek nasıl mümkün olacak? Devlet vurgusunun olduğu yerde, kaçınılmaz şekilde "millet" vurgusu da yapılıyor ve siyaset sahnesinde "ulusal solcular" at koşturmaya başlıyor.
Bütün bu söylediklerim, açıktır ki, program tartışmasına sadece bir girizgah çabası olarak görülmeli… Çünkü önümüzdeki haftalarda, bu konunun farklı boyutlarına değinmedikçe, söylediklerimin fazla bir anlamı olmaz.

5.12.2005
Melih Pekdemir

Aziz Nesin
Bam teli
Can Dündar
CUMOK
Enver gökce
Enver Karagöz
Fikri Sönmez
Gülten Akin
Karamizah
Laz Kapital
Melih Pekdemir
Nazım Hikmet
Ofli hoca
Oguz Aral
Oguzhan Muftuoglu
Okuma kösesi
... weitere
Profil
Abmelden
Weblog abonnieren